Risale-i Nur Külliyatı’ndan

Risale-i Nur Külliyatı’ndan

 

Ey Hasta Kardeş! Hastalığın suretine bakıp ah! Eyleme. Manasına bak oh! De.

Ey ah ü enin eden hasta!

Hastalığın suretine bakıp ah! Eyleme. Manasına bak oh! de.

Eğer hastalığın manası güzel bir şey olmasa idi, Halık-ı Rahim en sevdiği ibadına hastalıkları vermezdi.

Halbuki hadis-i sahihte vardır ki:

-ev kema kal-yani:

En ziyade musibet ve meşakkate giriftar olanlar, insanların en iyisi, en kamilleridirler.

Hastalık bazılarına ehemmiyetli bir definedir, gayet kıymetdar bir hediye-i İlahiyedir.

 

“ Ey hasta kardeşler! Siz gayet nafi ve her derde deva ve hakiki lezzetli kudsi bir tiryak isterseniz, imanınızı inkişaf ettiriniz.

Yani tövbe ve istiğfar ile ve namaz ve ubudiyetle, o tiryak-ı kudsi olan imanı ve imandan gelen ilacı istimal ediniz. “

 

Ey derdine derman arayan hasta!

Hastalık iki kısımdır. Bir kısmı hakiki, bir kısmı vehmidir. Amma vehmi hastalık kısmı ise; onun en müessir ilacı, ehemmiyet vermemektir.

Ehemmiyet verdikçe o büyür, şişer. Ehemmiyet vermezse küçülür, dağılır. Nasıl ki arılara iliştikçe, insanın başına üşüşürler, aldırmazsan dağılır.

 

Bu vehmi hastalık çok devam etse, hakikata inkılab eder. Zengin ise malı gider; yoksa ya aklı gider veya sıhhatı gider.

Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler.

 

Ey şükrü bırakıp şekvaya giren hasta!

Senin elin kırık ise, kesilmiş ellere bak! Bir gözün yoksa, iki gözü de olmayan a’malara bak! ALLAH’a şükret.

Senin başındaki şimdilik bu muvakkat hastalığın neticesi ve iç yüzündeki sevabı düşün, “Buda geçer yahu!” de, şekva yerinde şükret.

Hastalık gafleti dağıtır, ahireti düşündürür, ölümü tahattur ettirir, öylece hazırlanır.

 

Evet hastalık bu manayı bize ihtar edip der ki :

“Senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsaid muhtelif maddelerden terkib edilmiştir.

Gururu bırak, aczini anla, malikini tanı, vazifeni bil, dünyaya ne için geldiğini öğren!”